YÜKSELİR SEMAYA DOGRU ELLERİM MAVİ GECELERİN SEHER VAKTİNDE HAKKA KANAT AÇAR HEP EMELLERİM MAVİ GECELERİN SEHER VAKTİNDE


Free Website Counter


Image Hosted by ImageShack.us



makale - insan her gün anımsarmı aynı gözleri...HER GÖZ AGLAR AMA HER GÖZ SEVEMEZ.. - Blogcu



insan her gün anımsarmı aynı gözleri...HER GÖZ AGLAR AMA HER GÖZ SEVEMEZ..

25/4/2008 - nefreti aşmanın yoLu affetmektir

Kategori: makale

Başkalarını Affettiğimizde Biz Özgürleşiriz l

Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller.
Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.
Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.
Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.
Affetmek insanı derinleştirir....

Affetmek için,insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir.
Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
Affetmek bir süreçtir.
Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür...

Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır.
Yani koşullu affetme yoktur.
Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.
Affetmek bir seçimdir.
Amacı sizin rahatlamanızdır, Sizin özgürleşmenizdir.
Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır.
O acılar sizin acılarınız...

Affetmek kolay değildir.
Fakat özgürleşmek için gereklidir.
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir...

AFFETMEK;O kişiyi sevmek değil.
O kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
O kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
O kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
O kişiyi kucaklamak değil.
O kişiyi suçsuz bulmak değil.
O kişiyi haklı bulmak değil.
O kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil...

 

Affetmek; kırgınlığın,
küskünlüğün,
nefretin
Hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir.
Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.
"Duygusal unutma affetmenin diğer adıdır...

Düşünmeyip yazanlar (2) :: Düşünme yaz! :: Bağlantı

17/12/2007 - OLGUNLUK

Kategori: makale

20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, ka lın sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden.

Sıkı dostları ve düşmanları oluyor insanın. On ları ölesiye seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.

30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye baş lıyor.İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sır tında dost işi hançer darbeleriyle ; ve en kötü zannettiği şefkatle imdadına yetişiveriyor.

Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında in san, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini bir birine karıştırıyor.

İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu.

Anlıyor ki, iyi insan / kötü insan yok ; insanın içinde iyilik ve kötülük var, kötüyle iyi panzehi ri değil birbirinin ; kankardeşi. İyilerle kötüler çekiştirmiyor ipi. İyilik ve kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.


Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden şehvete dönüşmesine ; acı girdaplarının içinde hazzın raksetmesine.Tevazuyla gurur,haysiyet likle onur el ele yürüyor.

İnsan, şuuraltındaki isyankarla sahtekarı, gü nahkarla tövbekarı birarada farkediyor. Benim, hükmeden ve boyun eğen,zulmeden ve acı çe ken.Bunca şiddet kadar onca merhametde be nim eserim.


Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi he zimete bulayan benim.Kundak bezime tıpatıp benziyor kefenim,hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve rezil, hayasız ve asil.Ben, hem örs hem çekicim.


İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı..Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanlı içsavaşlarına borçlu ilerlemesini..

O zaman , iyileri kötülerden ayırmak gibi nafile bir uğraşı bırakıp ''başta kendin olmak üzere'' insanların içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun ; kıymet bilmeyi ve '' yine başta kendin olmak üzere '' herkesi hoş görmeyi öğreniyorsun.

Tükendikçe pahalanıyor zaman ; günler azal dıkça uzuyor. Saçların gibi, seyreldikçe değer leniyor dostların.Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar;sevapları ve zaferleri kadar.

Önemli değil kaç kez yenildiğin ; önemli olan, kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin.

Bu paramparça ruhlardan, çelişkili duygular dan,çatışmanın açtığı yaralardan mucizevi bir ahenk çıkıyor ortaya

ki '' OLGUNLUK '' diyorlar adına.....

Düşünmeyip yazanlar (10) :: Düşünme yaz! :: Bağlantı

23/10/2007 - Teferruat..Bir Can Dündar Yazısı

Kategori: makale

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Üç yaşındaki Ramazan, Şırnak'ta bayramın ilk günü mayına basarak şehit olan babası çavuş Ünal Demir'in tabutunun başında yaslı annesine soruyor:

"Babam neden burada yatıyor anne?.."

Anne tutuyor kendini:

"Ağlamayacağım" diyor, "...hainleri sevindirmeyeceğim!"

Yine Şırnak'ta, pusuda 12 arkadaşıyla birlikte şehit düşen komando er Sıddık Küçükgöz'ün evinde de yas var.

22 yaşında ölen komandonun terhisine 20 gün varmış.

Babası Hamit Küçükgöz, 20 gün askerlik yapmak için askerlik şubesine başvuracağını söylüyor;

"Vatana borcumuz kalmasın" diyor.

Murat Uçar daha 1 ay önce evlenmiş. Cenazesinde dul eşi gözyaşı dökerken babası "2 oğlum daha var, onları da feda ederim" diyor.

* * *

Hangi halk bir oğlunu gömerken, vatan uğruna diğerlerini ölüme yollamaktan söz eder ki?

Başka hangi toplumda vatan sevgisi evlat sevgisine eştir?

Nerede analar "Benim kuzumu geri getir Şırnak dağları" diye ağıt yakarken düşmanı sevindirmemek için gözyaşını içine atar?

Nerede babalar, oğlundan kalan vatan borcu için askere yazılmaya kalkar?

Bu nasıl bir aidiyet duygusu, nasıl bir vatan sevgisidir ki, acılarla eksilmez; büyür inadına...

Yine de sormak isterim:

Vatanı sevmenin, ölümden gayrı bir yolu yok mudur?

Vatan ille kan dökerek, can vererek mi savunulmalı, sevilmelidir.

Ölümden vatanı ayırmanın, toprağı yaşayarak savunmanın bir yolu yok mudur?

Ve şehit ailelerinin bu gönül zenginliğine karşın çektikleri yoksulluğa bakarak soruyorum:

"Vatanın da onları sevmesi gerekmiyor mu; onların vatanı sevdiği kadar?.."

* * *

Diyoruz ki; "Söz konusu olan vatan ise, gerisi teferruattır."

Ama tabutta yatan babasının canının bir "teferruat" olduğunu nasıl anlatabiliriz ki 3 yaşındaki Ramazan'a?

Hele vatanı sevmenin yegâne yolunun bu olduğu şüpheliyse...

Hele o "teferruat"ın içindeki bazı "teferruat"lar çok önemliyse...

Mesela, Ünal Çavuş'un yetimine, 25 yıldır süren bir savaşta neden hâlâ babasını o mayın belasından korumanın bir yolunu bulamadığımızı açıklamak Milli Savunma Bakanı'nın boynuna borç değil midir?

Şehidinin "20 günlük borcu" için askere yazılmaya hazırlanan babaya, neden bunca kayba rağmen hâlâ teröre karşı, düzenli ordu yerine donanımlı profesyonel birimlerle mücadele edilmediğini izah etmek zorunda değil miyiz?

Çeyrek asırdır kan dökülen bir bölgede hâlâ 2 PKK'lı bir jandarma karakolunu güpegündüz ciple basabiliyorsa, o şehitlerin ailelerine "Kanları yerde kalmayacak" dışında da bir şeyler söylenmesi gerekmiyor mu?

"2 oğlum daha var, feda olsun" diyecek kadar vatanını seven bu insanlara, vatanın "Onları da gönder" dışında bir diyeceği yok mudur?

Bu, mukadderat mıdır?

Teferruat mı?

* * *

Günümüz dünyasında insan hayatının "teferruat" sayılamayacağını biliyoruz.

Mayının, pusunun, baskının kader olmadığını da...

Vatanı asıl yaralayanın, canlar yiterken "Gelecek ay Amerika'ya gittiğimde Bush'a söyleyeceğim" demek olduğunu da...

Her saldırıdan sonra cenazede nutuk attığımız, teröre lanet ettiğimiz kadar, Ünal Çavuş'un yetimi gibi "Neden?" diye sormanın, herkesi önlem almaya, çare bulmaya zorlamanın vaktinin geldiğine de inanıyoruz.

Vatanı ölümle değil, yaşamla birlikte anmayı özlüyoruz.

Vatanseverlik, sadece silah çekmek, can vermek, şehit düşmek değildir;

Canlar yitmesin diye çareler düşünmek, çözüm üretmek, ölüm yerine yaşamı, savaş yerine barışı, kindarlık yerine kardeşliği yüceltmek de vatanseverliğe dahildir; bilinsin istiyoruz.

 

 



 

Düşünmeyip yazanlar (5) :: Düşünme yaz! :: Bağlantı

30/8/2007 - Ve Kapı Çalmaz

Kategori: makale

Kapı çalar...

Sabahın erken saatlerinde. Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün

litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine

kavuşursunuz. Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır.

İçinizden "Bugün kahvaltıyı bahçede yapalım" diye geçirirsiniz.

 

Kapı çalar...

Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza

atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini

yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız

vardır. "Artık canım sıkılmayacak " deyip keyiflenirsiniz. En çok merak

ettiğinizi alıp şezlonga uzanırsınız.

 

Kapı çalar...

Kapıya koşarsınız. Yıllardır görmediğiniz bir dost gelmiştir.

Sevinirsiniz. Sohbetleriniz saatler boyu hatta bütün gün sürer. "Yaşamak

ne güzel" dersiniz içinizden. Hele böyle dostlar varken.

 

Kapı çalar...

Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz. Dönüp yeniden koltuğa gömülürsünüz. Bir daha çalar. Bakarsınız, yine kimse yok. Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun oğlu, elindeki sopayla zile uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş. İçeriden tuz getirirken kendi kendinize söylenirsiniz. "Elbette göremem. Keratanın boyu bir metre." Bu küçük hadise neşelendiriverir ortalığı.

 

Kapı çalar...

Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız. Askerdeki oğlunuz haber vermeden izne çıkmıştır. "Oğlum benim" diye hasretle kucaklarken göz yaşlarınızı

zaptedemezsiniz. Mutluluğunuz oğlunuzun izni kadar uzar...

 

Kapının her çalışında sanki mutluluğa koşmaktasınız. Huzur tüter

gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar...

 

Ve kapı çalmaz...

O gün en büyük misafiriniz gelir. Adeta kapıyı kırmıştır.

 

Alıp gider sizi, şaşırırsınız. "Niye haber vermedi?" diye içinizden geçirirken;

"Doğduğundan beri zile basmaktayım" der. Bir şeyler söylemek istersiniz o an. Ama o andan sonra diliniz dönmez.

 

 

Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir...

 

CAN DÜNDAR'dan

Düşünmeyip yazanlar (1) :: Düşünme yaz! :: Bağlantı

20/8/2007 - Japonlar Neden Seni Seviyorum Demez?

Kategori: makale

Image Hosted by ImageShack.us

 

Bir Japon firması 'hediyelik fasulye' yapmış. Fasulye tanelerinin üzerine

lazerle 'seni seviyorum' lafını

kazıyorlarmış. Nemli toprağa gömülmüş fasulyeyi alıp uygun gördüğünüz kişiye

hediye ediyormuşsunuz. Beş gün sonra fasulye filizlendiğinde de ortaya 'seni

seviyorum' yazısı çıkıyormuş.

 

Bu haliyle de elbette haber değeri var ama bir malumatı eklersem sanırım

daha da ilginç hale gelecek.

Böyle bir ürünü Fransız yahut Brezilyalı bir firma da üretebilirdi. Sonuçta,

aşk meşk filan evrensel meseleler. Fakat 'seni seviyorum' diyen fasulyelerin

Japonya'da satışa çıkması gayet anlamlı.

Çünkü orada çiftler birbirlerine asla 'seni seviyorum' demiyormuş!

 

'Hiç öyle şey olur mu yahu?' tepkisi verdiyseniz yerden göğe haklısınız. İlk

duyduğumda bana da inanılmaz gelmişti. Ama bizzat Japonlar'a doğrulattığım

için rahatlıkla, ' vallahi de, billahi de, tillahi de demiyorlarmış' diye

yemin bile edebilirim.

 

Tabii ki de Japonya'da 'seni seviyorum' demeyi yasaklayan bir kanun yok.

Hatta 'aşk'a karşılık gelen 'koi' diye bir sözcük de varmış. Ancak kimse

bunu kullanmıyormuş! Bir Japon, aşkından ölse dahi en fazla 'suki desu'

diyormuş. Yani, 'senden hoşlanıyorum'. Onlara göre bunun nedeni, 'sevginin

kelimelerle değil,davranışlarla ifade edilmesi gerektiğine inanmaları' imiş.

Hadi bunu çok güzel açıklamışlar. Kulağa bayağı hoşgeliyor. Peki Japonca'da

'canım, cicim, hayatım,tatlım, meleğim' gibisinden sevgi sözcüklerinin hiç

olmamasına ne diyorsunuz?

 

'Seni seviyorum'u geçtik, kimse kimseye 'kınalı kuzum' da demiyormuş yani!

Evli çiftler birbirlerine, çocukları olana kadar ''ano ne!'' (hey!),

çocuklardan sonra, ''okaasan'' (anne) ve ''otoosan'' (baba), torun torba

sahibi olduklarında ise, 'oi!' (hey sen!) diye hitap ediyorlarmış. Bu

konular için deniyor ki, Japonlar kadın-erkek ilişkilerinde çok kör topal

ilerliyor. Yeni nesil aşmak istese de gelenekler önlerinde Beton Bayram

olarak dikiliyor. Onlar da çaresiz boyun eğiyor. Böyle gelmiş,böyle gidiyor.

 

Velhasılı kelam, Japonlar'ın 'seni seviyorum' diyen fasulyeleri aslında

toplumsal bir ihtiyacın itelemesinin sonucu. Çok isteseler bile alışkın

olmadıkları için 'seni seviyorum' demeyi tuhaf buluyorlar. Kültürleri bu

cümleyi hayatlarına almaya izin vermiyor. Onlar da problemi fasulye

desteğiyle çözmeye çalışıyorlar işte.

 

Lütfen şimdi yerinizden kalkın yahut telefona elinizi atın ve hak eden

birine, 'Seni seviyorum' deyin.

 

Aranıza fasulye sokmaya gerek duymadan....

 


Düşünmeyip yazanlar (6) :: Düşünme yaz! :: Bağlantı

16/8/2007 - Sevmek Ölmekle Başlar

Kategori: makale

Image Hosted by ImageShack.us

 

Bazı tarifler zor yapılır. Gece, başını yastığa koyduğunda kavga içinde olan iki tip insan vardır.
Birincisi kalbinden gelen rüzgârların sarhoşluğuyla, dertlenecek dertler bulur da kavga eder.
Rüyaları aydınlıktır...
ikincisi, beyninin dehlizlerinde sorgular ve sorgulanır, kaçar ve kovalar ve dahi kendisi derttir de kavga eder. Kâbusları vardır...
Birincisi gönül adamıdır.
İkincisi günün adamıdır.
şimdi siz, birinci adama sevgiyi tarife kalksanız boştur; çünkü o sevginin adıdır.
İkincisine anlatmaya değmez çünkü onun anlayışı lügat ile sınırlıdır...
Bazı tarifler, bazılarına zor yapılır.
Ama şimdi sevgiden bahsetmek, sevgiyi anlatmak zorundayız.
Ürkecekleri, korkacakları tek şeyimiz sevgimizdir.
Onların kâbuslarını ya rüyaya çevirecek ya da kâbusu yaşatacak tek şeyimiz sevgimizdir.
Çünkü bizim sevgimiz korkulasıdır.
Ölümle buran burunadır.
Biz ölümün yanına sevgimizi yazarız, onlar korkularını...
Yüreğimiz ferah, rüyalarımız aydınlıktır.
Çünkü ölümden korkmayız.
Sabrımız akıllarını karıştırdı, cüretlerini arttırdı. Sabrımızı sevgimiz sandılar. Sabrımızla oynarken, sevgimizi uyandırdılar. Ve sevgiyle... Ve aşkla...
Ve yanına adını yazdığımız, üstüne yazıldığımız ölümle... "Ne olur, siz de beyaz rüyalar görün" arzusunu önlerine koyunca... <******>
Sevgiyle tanışacaklar...
Tanışacaklar...
Sevmek ölmekle başlar...
Sevmek şarkı sözü malzemesi değildir bizde...
"Allah..." dedikten sonra sevmek, uğrunda ölmeyi gerektirir...
Sevgimiz onun için güzeldir ve tehlikelidir.
Harcamayız...
Velhasıl;
Orman yangınına oyuncak su tabancası ile koşanlar, kibrit alevinin karşısına okyanusla çıktıklarını zannediyorlar. Halbuki....
Yangın kalbimizde ve orası sevgi ocağı... Ve vallahi bir damla su bile değiller... Gelip anlasalar... Yanmasalar.

Sevmek ölmekle başlar...

Murat Başaran

 


Düşünmeyip yazanlar (8) :: Düşünme yaz! :: Bağlantı

10/7/2007 - ANLARIZ Kİ

Kategori: makale
Gençken de severiz
Orta yaştayken de
yaşlıyken de elbette.
 
Aşık oluruz,tutuluruz birilerine. Ama gerçekten sevmeyi öğrenmek ciddi bir iştir ve zaman ister.

Olgunlaşmamız, hayatı, kendimizi ve karşı cinsi tanımak gerekir, ölesiye değil, adam gibi sevmek için.

Kadınlar genellikle otuzlarında ve kırklarında ,
erkekler ise kırklarında keşfederler gerçek sevgiyi.

Ve anlarız ki sevmek, sevileni olduğu gibi kabul etmek demektir.

Anlarız ki, sevilenin sevdiği her şey bizim için de sevilesidir.

Anlarız ki, sevdiğinizle kesin olarak dost da olmamız gerekirmiş.

Anlarız ki, sevdiğimizin özgürlüğüne, yalnızlıklarına saygı göstermemiz gerekirmiş.

Anlarız ki, sevdiğiniz insanın kişiliğine yönelik eleştirilerden kaçınmamız gerekirmiş.

Anlarız ki, en kısa yoluymuş sevileni değiştirmeye kalkmak.

Anlarız ki, sevdiğimiz de karşılıksız sevmemiz gerekirmiş .

Anlarız ki, birbirimize içten gelen bir saygı duymamız gerekirmiş.

Anlarız ki, en zor anlarımız da bile hep yanı başımız da olan insan sevilirmiş yürekten.

Anlarız ki, birbirimize kendimizi olduğumuz gibi anlatmakla besleyip ,çoğaltabiliriz sevgimizi. <******>

Anlarız ki, tartışmalarımız her zaman aramızda ki sorunları çözmeye yönelik olmalıymış.

Anlarız ki, anlamsız kıskançlıklarla sevgimizi boğmamalıymışız.

Anlarız ki, hayatımıza sevgimize burunlarını sokanların o burunlarını kırıp ellerine vermeliymişiz.

Anlarız ki, insan bağımlısı olmak değilmiş sevmek..

Ve anlarız ki, sevmeyi öğrenmek yıllarını alırmış insanın.
 
Düşünmeyip yazanlar (3) :: Düşünme yaz! :: Bağlantı

6/6/2007 - sana kaybetmek düşer

Kategori: makale

Yani diyorum ki aradan geçen onca yıldan sonra bir de dönüp bakarsın ki hepsi kocaman bir boşlukmuş...
Sen saçımı süpürge ettim diye övünürken yıpranan eski süpürgenin en iyi ihtimalle kapı arkasına bırakıldığını fark edersin...
En iyi ihtimalle kapı arkasında kaldığını anladığında üstelik...
Bu yüzden mazlum olarak yaşamayı tercih etmek yanlış olmalı diyorum.
Bu yüzden kimse kimseyi kandırmasın diyorum.
Bu yüzden kimse kendisine yalan söylemesin diyorum...
Arkadaşından daha çok üzülemez kimse arkadaşının kederli yalnızlığına...
Uzantısı bir biçimde kendinde bitmiyorsa, hiçbir felaketin fazlaca önemi yoktur günümüz bencil insanının değerlerinde.
Yalan mı?
Tercih edilmeyen olmak öfkeli ve yalnız kılar insanı, bilirim!
Oysa hayatta her şey yüzde elli ihtimal üzerindedir.
Ya terk edilen kişi olursun ya da uğruna her şeyin feda edildiği...
Ya bırakılansındır ya da bırakan.
Ya kurbansındır ya da kahraman...
Ve çoğu zaman hayat her iki uç arasında sürükler insanı.
Ömrünün bir noktasında zafer sarhoşluğu yaşarken bir bakarsın ki yenilmişsin...
İşte o zaman, kazandım ya da kaybettim sanmanın bir önemi kalmıyor...
O halde?
O halde?
Neden kurban olmanın güzel olduğunu sanıyor insan?
Kendine acımayı ve acındırmayı neden seviyor?
Yani diyorum ki:
Düştüysen eğer, düştüğün yerden neden kalkmıyorsun?
Daha ne kadar ağlayacaksın orada?
Ne kadar sızlanacaksın?
Asil, acılı, mazlum bir zavallı kurban olmayı kabul etmek hiçbir şey kazandırmayacak sana.
Senin hayatın akıp gidecek gözlerinin önünde.
Ve o hayat sen her anlatmaya kalktığında can sıkan sıradan hikâyelerden biri olarak kalacak...
Üzgünüm...
Kaybeden rolünü bu kadar benimsersen, sana daima kaybetmek düşer!

İclal Aydın

Düşünmeyip yazanlar (2) :: Düşünme yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
BİRTEK KALBİN KIRILMASINI ÖNLEYEBİLİRSEM BOŞUNA YAŞAMIŞ OLMAYACAĞIM.BİR HAYATTA ACIYI HAFİFLETEBİLİRSEM BOŞUNA YAŞAMAMIŞ OLACAĞIM..

SANEM KİM?

BİRBEN VAR Kİ BENİM İÇİMDE BENDEN ÖTE BENDEN ZİYADE
YUTARSA KÜÇÜGÜ BÜYÜK BALIKLAR,SEYİRCİ KALIRSAM SUÇLAYIN BENİ....

Son Yazılarım

Yusuf iLe ZuLeyha
Sevmeye Aşıgım
Hamuş ve Bişrev..!
İNŞİRAH...
Doğu Türkistanın Dünü Bugünü
düş peşindeyim,düş peşime..!
özlenmeyen bir yürekte aşk barınabilirmi?
Bayramınız mübarek oLsun
beni düşünme..iyiyim benn..
bazen gitmek.!

Kategoriler

benden
hikaye
sıır
haber
alinti
resim
makale
mevlana dan
rubai

DOST-LA-RIM

!Nc!TaNemM .
yolcuhsyn
filizsarihan
yolcugidiyor
dernekli
ahmetyazar
fuadyusufoglu
eminsen
dusbahcesi
dusdamlasi
ustaplan
arifkaratas
sibelefe
unsal1
kiremit
hvvnr2000
omer0625
birlahza
vadosell
semena
obaart
nuramos
igra
guzelyazi
vezirhan
sonsuzlukkervani
vaktivisal
mecnun1965
unalculcu
benyako
Gül Hanım GüRSOY
numberone61
filiz70
caglarakyol
sevgi penceresi
nuralemi
bebegimfurkan
kuldan
salihax
tozlanmisyapraklar
gamze06
sentsllo
azadgulu
yemekbulteni
ruzun
beti
sürgün mekandan öte
nursalkimi
mavikoridor
kahvebeyazz
cansofi
gullerinkalbi2
vuslatsizsafak
yitiksewdam
bennur76
mihri
derya52
saadetimm
hisari
benimdunyam80
bedish
musab46
hakkdostu
1biletsizyolcu
suveydamm
satiyorumsaaattim
sennil27
gullerinkalbi3
lilyy
mümin aslan
alir
vuslatgulu
aceba20
siyahzambak61
duygualatan
erhanerden
xnazligulx
ozguraydemir

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!

Image Hosted by ImageShack.us

Mes'elemiz;gönülbahçelerinde hiç solmayan çiçekler yetiştirmek.Hedefimiz;yüreğinden yakalıyıvermek insanları..Ateşleri gül bahçelerine çevirmek..Çünkü bizler,fırtınanın ortasında halen çiçeklerin yeşerebileceğine yürekten inananlardanız..OMUZ VERİN GEMİMİZ YOLDA KALMASIN..Bir fikir de,bir kalem de,bir dua da,bir gözyaşı da,bir omuz da SİZ olun..


SANEM

Image Hosted by ImageShack.us
BLOGUNUZA BANNERIMI KOYMAK İSTER MİSİNİZ? KODLARI ALMAK İÇİN CTRL+C YAPMANIZ YETERLİ

BAYANSANNEM


MySpace Layouts

<>